Cengiz Dağcının eserlerinde renk simgeselliği

19.05.202117:15

Türk ve Kırım Tatar Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Cengiz Dağcı: uzun zaman gurbetlikte yaşadı ve Kırım ana vatanıyla öldükten sonra kavuştu. Yazar eserlerinde Kırım Türklerin kültürünün birçok unsurunu kullanılmıştır. Çalışmamızda, Cengiz Dağcı’nın eserlerinde var olan bazı sayı ve renk kavramlarının incelenmiştir. Bir sözcüğün meydana gelişi ve edebi eserde kullanım amacını tespit etmede yazarın bu konudaki büyük önemini vurgulamamız gerekir, çünkü eserde yazarın dünya görüşü, dünyasının dilsel resmi çizilmektedi

Renkler, görsel sanatlara olduğu gibi edebiyata da başta estetik değer ve çağrışım zenginlikleri ile çeşitli yönlerden katkılarda bulunur. Edebî eserlerde gerek insan ve tabiatla ilgili tasvirlerde, gerekse duygu ve düşünceler yansıtılırken renklerin sahip olduğu anlamlar geniş bir ifade sahası açar. O nedenle çalışmamızda antroposentrik (insan merkezcilik) yaklaşım izlenmiştir. Cengiz Dağcı’nın eserlerini okurken, zafer ve mağlubiyetin, gözyaşın ve tebessümün, sevgi ve nefretin, an ve edebiyatın, hayat ve ölümün, diz ve yüreğin hangi renkte olduğunu anlamaya başlıyorsun: onların hepsi — Kırım rengindedir.

Çalışmamızın amacı, Cengiz Dağcı’nın dört eserini ‘Korkunç Yıllar’, ‘Onlar Da İnsandı’, ‘O Topraklar Bizimdi’ romanlarda renk sözcüklerinin tespiti ve bu sözcüklerin edebi metindeki sanatsal ve semantik işlevini göstermektir. Bu olguların hangi anlamda kullanıldıklarına ve bu kullanım alanlarında bir temel noktanın var olup olmadığına cevap aranmaya çalışılacaktır. Ancak çalışma belli sınırlar dâhilinde olduğundan, kültürlerde daha yaygın kullanım alanı olan ortak renk ve sayılar ele alınmıştır.

Korku-Cesaret, Vatan-Gurbetlik, Sevgi-Nefret üzerine kurulu romanlarında renklerin çeşitli amaçlarla kullanımları da kayda değerdir. Bu sayede romanlarda  renkler üzerinden çeşitli simgesel düzlemlere çekilmekte; okuyucunun heyecanlarını renklerle yönlendirmektedir.

Cengiz Dağcı’nın eserinde son derece çok miktarda renk sözcükleri kullanılmıştır. Yazarın renk dünyası hem nesneleri, hem insanları, hem hareketleri, hem insan hallerini tasvir etmiştir. Bununla birlikte yazarın üslubunun en belirgin özelliği epitetlerin kullanışıdır.

Anahtar kelimeleri: Cengiz Dağcı, renk kavramı, eser, yazarın dünya görüşü, Kırım.

COLOR SYMBOLISM IN THE WORKS OF CENGIZ DAGDZHI

Recently, linguists have developed an active interest in the creative aspect of language use, based on the tradition of studying the functions of language tools in artistic speech. Therefore, the relevance of studying the functioning of colorative vocabulary in a work of art is indisputable.

When studying the reasons for the appearance of a language unit and the purpose of its usage, the author’s figure has priority for us since in the text he conveys his worldview, his linguistic picture of the world. Thus, the anthropocentric approach is dominant in our research. The study of a literary text has given rise to a special direction of the theory of literature – the linguistic poetics (LP), which is defined as a philological discipline that studies the poetics of language.

Artistic text – display of an individual author’s picture of the world, which is a variant of the artistic picture of the world. The artistic picture of the world includes a General part – the language picture of the world, as well as an interpretive one, which reflects the author’s individual perception of reality, personal knowledge of the author, and his experience.

Such a linguistic phenomenon as color vocabulary is one of the most versatile lexical groups, which includes words that directly relate to the extralinguistic reality – the color spectrum. The object of our analysis is the language units containing color semantics, while we also touch on the symbolic use of color vocabulary.

The purpose of the work is to identify and describe the artistic functions of color vocabulary in the novels “These lands were ours”, “They were also people”, “Terrible years” by the Crimean Tatar writer Cengiz Dagdzhi.

The totality of all language units that transmit color semantics in the writer’s works makes up an idiosyncratic semantic field “color”, which represents the author’s individual color concepts and their organization.

Color vocabulary along with other language means of artistic speech reflects the value priorities and cultural stereotypes of the society of this era, the changes in these stereotypes, the transformation of certain meanings of color in the author’s individual color picture of the artistic image. The study of the lexical component of Cengiz Dagdzhi’s idiostyle involves the analysis of the selection and the use of certain groups of words in the texts of his works.

Theoretically, there are two main functions of color in a work of art: distinguishing (descriptions of nature, interior, appearance of a person, artifacts) and characterizing (characteristics of reality and human condition).

The color meaning for the world of fiction by C. Dagdzhi involves images of objects, faces, actions, and states of a person, the surrounding reality, and, of course, epithets that play a primary role in the writer’s idiostyle.

The material of Cengiz Dagdzhi’s prose is rich in language means, particularly in color-meaning vocabulary.

Keywords: color vocabulary, Cengiz Dagdzhi, Crimea, symbolism, language tools, color.

Edebi eserlerde tabiat, portre ve mekân açıklamasında renk önemli sanat ve ifadeli fonksiyonu taşımaktadır. Rengin kendisi insanlara duygusal bir etkisi var, böyle sonuçları uzun zamandır psikologlar tarafından kanıtlanmış ve ressamlar tarafından fark edilmiştir ve herkes kişisel deneyimlerden belirlidir. Renk anlaması ve simgesi insanın bilinci çeşitli derecelerle ve sosyal kültür yaşamlarla, din ve milli kimliklerle bağlı. “Renk temelde fiziksel bir olgudur, bu fiziksel olgunun dillerde kavramlaştırılması onu aynı zamanda dil bilimsel bir olguya dönüştürür. Renk fizyolojik ve dil bilimsel bir olgu olduğu kadar psikolojik bir olgudur da. Rengin kültüre bağlı olarak bir dilsel topluluktan diğerine değişen çeşitli psikolojik anlamları vardır1.  Renklerin bu bakımdan kolorimetri, dil bilimi, antropoloji, psikoloji, gösterge bilimi, felsefe, edebiyat, köken bilimi, kültürel antropoloji, sanat tarihi, fizik, kimya, bilişsel bilim gibi çeşitli alanlarla ilişkisi vardır” (Doğan, 2015: 13)

İnsanoğlunun var oluşundan bu yana, her zaman her yerde renkler günlük yaşantımızın içerisinde olmuştur. Doğadaki varlığından günümüze kadar olan süreçte ve bu sürece eşlik eden, uyum sağlayan renkler artık günümüzde anlam kazanmaktadır. Geçmiş yıllarda sayısız duyguyu, gücü, zenginliği, fakirliği ve sağlığı temsil eden renkler günümüzde etkisini ve kullanım alanlarını arttırarak yaşamın her alanında yer almaktadır.

Renk, bildiğimiz gibi, “Newton’un çalışmalarıyla incelendi ve prizma bize yedi rengi verdi. Renk hakkında araştırmalar yapamadan önce de insanlar yeryüzünde göründükleri tarihten itibaren ya tabii renkli bir dekor, gök, toprak, su gibi, ya da medeniyette ilerledikçe yaptıkları âlet ve eşyanın yarattığı yapma, fakat her zaman renkli bir dekor içinde yaşadılar. Kâinatı renksiz tasavvur etmek mümkün olmadığını düşünürsek, renk hep vardı ve hep var olacaktır, işte bunun için insanlar renklerin meydana getirdiği bir dekorun tesirinde kaldılar. … Bir “Şekiller”  âlemi olduğu gibi bir de “Renkler” âlemi var. Şekiller bize rahatlık, rahatsızlık, huzur, sıkıntı, fayda, zarar getirebiliyor; koyu, keskin, açık, soluk, kapanık renkler de bizde çeşitli ruh halleri yaratabiliyor ve adeta dünyayı başka bir gözle görmemize sebep oluyor”. (Bingöl,  1971: 56).

“Bildiğimiz gibi insan ta başlangıçtan bu yana renkle yakından ilgilendi, rengin sırrını araştırdı ve onu kullanmak için çareler düşündü, usuller icat etti. İnsan her şeyden önce renklerin kendisi için, gözü için, zevki ve faydası için yaratıldığını düşünmekte haklıdır. Çünkü bu düşünüş insanın egoizmini tatmin eder, sonra da, bildiğimiz gibi, tabiat, yeryüzü yaratıkları içinde özellikle insanı renklerden en çok faydalanabilecek olarak yaratmıştır.” (Bingöl, 1971: 57).

Renkler insanlar için cisimlerin özelliklerini ifade etmemize, cisimleri tanımlamamıza ve daha iyi algılamamıza yarayan soyut bir kavramdır (Karyağdı, 2016). Yeryüzünde canlı, cansız her varlığın bir rengi vardır. Nereye gidersek gidelim renkler insanlar için her zaman yön belirleyici, tanımlayıcı bir kavram olmuş ve bazı canlı, cansız varlıklarında kalıtsal özellikleri olmuşlardır.

Sezgisel renk seçiminin o bir kişinin bilinçaltının sesidir. Çeşitli renk tercihi yapmasında belirli bir duygusal program ile bağlıdır. Araştırmamızda renk seçimi sezgisel olarak geçmiyor, çünkü esas hedeflerimizi birisi – yazarın bilinçli seçimi: onun çocukluğundan beri iyi bildiği gerçek dünyayı betimlemek, Kırım’ın şahsiyetin ve anlatıcının gözünden görülen bir kavramı yaratmak, ruh halini ve durumunu iletmesidir. Yukarıda da söylediğimiz gibi, yazarların, ressamların, müzisyenlerin tercih ettikleri renk veya renkler var. Gayet tabii ki yazarların de beğendikleri, ister farkında olarak, ister bilmeyerek, sık sık kullandıkları renkler vardır. Kimi yazarlar beyazı tercih ederler, kimileri de siyahı.

İşte bunun için Çengiz Dağcının eserlerinde renklerin çeşidine bakarak bu renklerin nasıl bir derunî görüşle öyle göründüklerini araştırmaya çalışacağız. Önce, renk dediğimiz şey nedir, renklere çeşitli çağlarda verilen anlamlar nelerdir? Bunları gözden geçireceğiz, sonra da, “Renkler” yolu ile Dağcının manevi hayatının portresini çizmeyi deneyeceğiz.

Cengiz Dağcı (1919-2011), Kırım’ın Gurzuf şehrinde doğan ve Londra’da vefat eden Kırım Tatarı bir Türk romancısıdır. Hayatı, çocukluk yıllarından itibaren bir yığın trajik hadise arasında geçen Dağcı, edebiyata şiirle başlar. Fakat biz bugün kendisini daha çok romanları ve hikâyeleri ile tanıyoruz. İkinci Dünya Savaşına Sovyet ordusu saflarında katılan Dağcı, savaş yıllarında edebi faaliyetine tabii olarak ara vermek zorunda kalır. Savaşın sonunda, 1946 yılında Londra’ya geçen Dağcı, savaş ve esaret yıllarında tuttuğu ve daha çok hayat hikâyesini konu alan notlarını bir roman formatında yeniden düzenler.

Çünkü Dağcı, edebiyat sanatını sadece estetik bir nesne olarak değil, aynı zamanda tarih ve kültür inşasının vasıtası olarak görü. Hayatını doğup büyüdüğü topraklarda özlem içerisinde geçiren Cengiz Dağcı, Türk Dünyası Edebiyatının önemli romancılarından biridir. O, eserlerini Türkiye Türkçesiyle yazmış ve Anadolu Türkleri tarafından sevilerek okunan bir yazar olmayı başarmıştır.

 Evrensel konular, sosyal normlar, millî değerler eserlerin de sıkça işlediği konular Dağcı’yı aslında dünya platformuna çıkması gerektiğinin kanıtıdır ama ne yazık ki eserleri Türk Coğrafyası dışında ki milletler tarafından tanınmamaktadır. 

Günümüz Türk dünyası edebiyatında Cengiz Dağcı’nın kime ait olduğu ile ilgili tartışmalar yapılmaktadır. Bizce Cengiz Dağcı ilk olarak Kırım’a daha sonra tüm Türk dünyasına ve insanlığa ait olmalıdır. Cengiz Dağcı’nın eserlerini okuyan kişi, zafer ve mağlubiyeti, gözyaşı ve tebessümü, sevgi ve nefreti, an ve edebiyatı, hayat ve ölümü, yüreğinde hangi renkte olduğunu anlamaktadır. Aslında onların hepsi Kırım rengindedir. Bu eserler Kırım Tatar ve ortak Türk edebiyatı hazinesinde daima parlayacak olan eşsiz mücevherlerdir. Cengiz Dağcı’nın eserleri okuyucuyu bir mıknatıs gibi çekmektedir.

Bütün eserlerini Kırım Tatarlarının yaşadığı felaketler ve ölüme mahkûm edilmeleri üzerine kurgulayan yazar, vatansever biri olarak bütün gücüyle halkının manevi güzelliklerini savunmuştur.

İsmail Gaspıralı’nın torunu olarak diline gösterdiği hassasiyetin göstergesi olarak romanlarını Türkçeyle yazmayı tercih etmiştir. Cengiz Dağcı kaderi gereği savaş sırasında yaşadığı sıkıntılı dönemin artından yurt dışında, bir nevi sürgünde yaşamak zorunda kalmış ve vatanından uzakta ömrünü tüketmiştir. Bu vatan hasretinin dağladığı yüreğinin sözünü ve bütün istidadını Türkçe yardımıyla halkına ve vatanına hizmete adamıştır.

Araştırmamızda Cengiz Dağcının eserleri gelince: inceleyenler metinlerde farklı renkler sıra sıra gözümüze çıkıyor ve yazarın usta kalemiyle bize insanın iç ve diş dünyasını renklerin çerçevesinden tanıtıyor. Renkler, tarih boyunca Cengiz Dağcı hayatında dekorasyon olarak değil, duygu ve düşüncelerini aktarmakta kullandıkları ve çeşitli anlamlar yükledikleri birer sembol ve simge olmaları rengin de bir dil olarak görülmesinde etkili olmuştur.

Renkler gerek duyguların, düşüncelerin hatta kişiliğin tahmininde önemli rol oynadığı gibi eserlerinde kahramanların arasında iletişim sağlanmasında da öneme haizdir. Yazarın beğendikleri, seçtikleri renklerle veya nefret ettikleri renklerle diğer insanlar mesaj verir. İç dünyasını, psikolojik durumunu renkler vasıtasıyla karşı tarafa iletir.

Renkler sanatın ayrılmaz bir parçasıdır. Duygu, düşünce ve hayallerini farklı yöntemlerle ifade eden sanatçılar bu ifadede alanlarına göre renklerden yararlanırlar. “Sanatçı, sanatını icra ederken bilgilerini, gözlemlerini, deneyimlerini, düşüncelerini, dünya ile ilişkilerini kullanır. Bütün bunları ifade edebilmesi için sanatçıya gerekli olan araçlardan bir de renktir” (Erim, 2000:.11).

İnceleyen metinler üç romanlarla aittir: “Korkunç Yıllar”, “Onlarda İnsandı”, “Bu Topraklar Bizimdi”. Renk örnekleri araştırmamızda genel olarak iki gruba ayrılmıştır. Bu ayrımda renklerin saf ve doğal hâlde tabiatta bulunması ile bu doğal renkler vasıtasıyla terkip sonucu oluşması esas alınmıştır. Renkler temelde ana renkler ve ara renkler olmak üzere ikiye ayrılır. Ana renkler mavi, kırmızı ve sarıdır. Bu renkler doğada hiçbir renk tarafından oluşmazlar. Ara renkler ise iki ana rengin birleşmesinden oluşan mor, turuncu, yeşil, gri gibi renklerdir.

Ayrıca renkler insan üzerindeki etkilerine göre de ayrıma tutulmuştur. Renklerin insan üzerinde oluşturduğu duygular veya insanların duygularına göre renkleri algılamaları sıcak ve soğuk renkler olarak iki grubun oluşmasına yol açmıştır. ‘’Sıcak renkler, dalga boylarının kısalıkları ve titreşim sayılarının yüksek olması nedeni ile çabuk görülürler. Bu renkler insanda psikolojik olarak güneşin, ateşin sıcak etkisini uyandırırlar. Sıcak renkler kırmızı ve sarı arasında kalan renklerdir. Sarıya yakın bütün renkler sıcak renkleri oluşturmaktadır. Soğuk renkler, sıcak renklere göre titreşimi daha az, dalga boylarının uzun olması nedeni ile gözü ikinci derecede etkiler. Bu renkler insanlarda psikolojik olarak havanın, suyun, çimenlerin serinlik, sessizlik ve huzurunu anımsatırlar. İnsana soğukluğu ve serinliği hatırlatan renkler soğuk renkler olarak adlandırılır. Soğukluğu hatırlatıcı etkilerinden dolayı mavi, yeşil ve mor renkler soğuk renklerdir’’(Güntürkün, 2010: 16)

Araştırmamızda bu teorisini dayanarak renkleri daha bir gruplara ayırmaya çalışacağız: akromatik  (beyaz, boz/gri, siyah) ve kromatik renkler (mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı olmak üzere 6 ana renk ile bu renklerin arasında kalan ara renkler).

Akromatik renkler grubu 

Beyaz, siyah ve boz gibi tarafsız akromatik renklerdir. Cengiz Dağcı eserlerinde bunlar belli başlı bir renk özelliğinden ziyade, çeşitli renklerin elde edilmesine yardımcı olurlar.

BEYAZ/AK

Beyaz, renk tarihi açısından bakıldığında anlamı değişmeyen, her toplumda genel olarak aynı olan renklerden biridir. Temizliği, saflığı, tarafsızlığı simgeleyen beyaz renk Türk toplumunda da benzer anlamlara sahiptir. Beyaz, aslında bir renk olmayıp, tarafsız yani nötr renkler kategorisinde yer almıştır. TDK Türkçe sözlükte, “ak, siyah karşıtı, temiz, lekesiz” anlamlarına gelen bu renk, açık ışıklı ve havalı bir renk oluşu itibariyle, birçok kavramı simgelemektedir. “Beyaz renk, genel itibariyle saflığı, temizliği, doğruluğu ve masumiyeti simgeler” (Kalmık, 1950: 39) Türklerde kutsal renklerden biri olan beyaz cennetin ve iyiliğin rengidir. İslam geleneğine bakıldığında ise beyaz renk daha çok imanı, rahmeti, temizliği ve doğruluğu simgelemektedir. Cengiz Dağcı beyaz renk oldukça fazla kullanılmıştır. Doğrudan beyaz rengin kullanımı yazarın saf ve temiz dünyasını, ince ve nazik hayal gücünü göstermesi açısından önemlidir.

Divan edebiyatında beyaz renk Türkçe ak, akça; Arapça beyzâ, ebyaz; Farsça sefîd, sepîd kelimeleriyle ifade edilmiştir.

Beyaz, Cengiz Dağcı eserlerinde genel olarak temizlik, saflık, güzellik, zarafet, sevinç, huzur gibi anlamlarda kullanılmıştır.

Bir kadının eli kadar beyaz, beyaz  ve hafif, hafif ve nazik elini kaldırdı sekreter, parmağıyla kulağının kenarını kaşıdı….(O Topraklar bizimdi)

1937 yılının yazı Kayabaşı mektebi, Karayım sokağında, üç katlı, yüksek, beyaz, temiz mükemmel bir binaya taşındı (Korkunç yıllar)

Gün boyu Topkaya’yı sarmış beyaz bulut kuşağı yavaş yavaş inceliyor (Onlar da İnsandı).

İhtiyarlar saç sobaların yanında kurukmuş, oturuyorlar; anneler minderlerde, başlarında ak maramalarri, Kuran okuyorlar ….(O Topraklar Bizimdi)

Kız, sağ kolunu masaya dayamış, başı avucu içinde, kaleminin ucunu ağzına almış, yarı açıl dudakları arasında ak dişlerini Selim′e göstermek istiyormuşçasına, gülüyordu (O Topraklar Bizimdi)

Önleri çiçekli sofalarda seksen, doksan yaşında, beyaz başörtülü, nineler, uzun çubuklarını tüttüren ak sakallı dedeler, mesut bahtiyar, tarlalarına giden evlatlarına bakıyorlardı. (Onlar da İnsandı).

Ak renk sıkça fiil şeklinde rasgelmektedir.

Yüreği çok kötü bir şey hissediyordu galiba ki, demincek yüzünü kızartan sıcak kanı yüzünden çekiliyor, dudakları ağarıyordu (O Topraklar Bizimdi)

Ayın gümüş ışınları altında ağarmış Dermen köy tepelerine baktı (Onlar da İnsandı)

Beyaz rengin giyimde kullanımı aslında o kişinin temiz ve saflığının yanında, titizliğin ve bakımlı bir kişiliğin yansıması olarak ele alınabilir. Birisin beyaz bir elbise giymesi, karşısındaki insana saf bir şekilde bağlı olduğunun göstergesi olabilir

Annem ocak başında beyaz mendili gözlerinde, ağlıyordu (Korkunç Yıllar)

Açık pencerelerin yanında anneler; yeşil, kırmızı, sarı. beyaz entarileriyle duvar ve pencere altlarında açmış, büyümüş gülleri andıran kızlarının saçlarını örüyorlardı (Onlarda İnsandı).

Eline beyaz eldiven geçirirse Graf Varansov veya Denikin′den farksız görür kendini. (O Topraklar Bizimdi)

Bunun yanında yazar beyazı siyahın zıddı olarak iyi-kötü, güzel-çirkin gibi simgesel anlamlarda da kullanmıştır. Beyazın saflık, temizlik, doğruluk ve nur ile olan bağlantısı doğrultusunda beyaz İslam’ın ve İslam’a dair olan unsurların rengi olarak kullanılmıştır. Statiktik incelemelerimize göre toplam üç eserinde beyaz kelime 345 kez, bu sayı içeresinde en az “Korkunç Yıllar” romanında yaklaşık 34, “Onlar da İnsandı” – 135, “O Topraklar Bizimdi” – 175. Bu veriler Cengiz Dağcı’nın iç dünyasını ve düşüncülerini açıklıyor. “Korkunç Yıllar” romanı ilk edebi eseri ve psikoloji insanın trajedisi hatıraları. Bu sebepten beyaz ve ak renkler metinde pek az sayıda.  

SİYAH /KARA/ESMER

Siyah/Kara, genel olarak olumsuz ve kötü anlamlara sahip bir renktir. Tarih boyunca birçok toplumda ve dinde kötülüğün, ölümün, sessizliğin, zulmün, acının ve hüznün rengi olarak görülmüştür. Türk toplumunda da benzer anlamlara sahip olan siyah renk Türklerde uğursuz sayılan renklerden de biridir. Suçlu olmanın, yas bağlamanın, kötülüğün simgesi hep siyahtır. İslam geleneğinde ise siyah yine olumuz olarak şeytanın, günahın, cehaletin, küfrün ve öfkenin rengi olmuştur. Modern zamanlarda ise siyah renk biraz daha olumlu anlamlar kazanarak asillik ve soyluluk, güven duygusu özellikle moda bağlamında şıklık, ağırbaşlılık gibi anlamlar kazanmıştır.

Hasan lafının sonunu bitirmedi: otomobil tekrar homurdandı: ekosundan kapkara dumanlar fışkırdı ve arkada bıraktığı dumanlar içinde gözden kayboldu (O Topraklar Bizimdi)

Masa üzerinde Stalin’in kara büstü(O Topraklar Bizimdi)

Bileklerine kadar sıvanmış beyaz ellerine birdenbire kara kan fışkırdı.(Onlar Da İnsandı)

Gökyüzünde parça parça kara bulutlar vardı (Onlar Da İnsandı)

Cengiz Dağcı kırmızı renkten sonra en çok kullanılan renk siyah/karatır. Yazar birçok duyguyu ve düşünceyi, birçok benzetmeliyi siyah/kara renk ile yansıtmış, tasvir etmiştir. Cengiz Dağcı siyahı ıstırap, çile, karamsarlık, hastalık gibi anlamlarda kullanırken özellikle tasavvuf erbabı  çok siyahı/kara hüzün, yokluk, cehalet, eziyet, kesret gibi anlamlarda kullanmıştır. Bu kullanım, Cengiz Dağcı’da farklılık gösterir. Hayatta çektiği en büyük sıkıntı, onun güzellere olan uzaklığıdır.

Cengiz Dağcı eserlerinde siyah/kara renk daha çok, ayrılık, düşman, zalim, talihsizlik, katılık, günah, hata, hüzün, hastalık, çile, ıstırap, inkâr, yalan, ölüm, dinsizlik, küfür, acı, günah, hata gibi simgesel anlamlarda kullanılmıştır.

Bazen kara renk bir kişinin görünüşünün tanımı kullanmaktadır. Kara gözlere, kara kaşları, kara saçlı sahip bir bayan, âşıkları tarafından her zaman çekici bulunmuş ve o dilberler için nice türküler kaleme alınmıştır. Gerek halk edebiyatında, gerekse divan edebiyatında, kara gözlü güzeller her daim çekiciliğin ve güzelliğin objesi olmuşlardır (Kotan; Kaya, 2010: 89)

Abonoz gibi kara ve gür saçları vardı (O Topraklar Bizimdi)

Sonra dudaklarını hafif ve tatlı bir gülümsemeyle açtı, elini kaldırdı, şakağına düşen kara zülfünü kulağı gerisine götürdü (O Topraklar Bizimdi)

Bekir, kestirmeye yaklaşırken yüzleri erimiş adamlar, başları önde, ayak sürüyerek arabaya yaklaştılar, şaşkın bakışlarını İvan’dan Bekir’e, Bekir’den İvan’ın şişmiş, morarmış, kara yüzüne çevirdiler. (Onlar Da İnsandı)

Kalemle çizilmişe benzeyen kara kaşların üstüne kocaman bir Çerkez kalpağı oturmuş  (Korkunç Yıllar).

Farsça kökenli SİYAH renk örnekleri Cengiz Dağcı eserlerinde çok kullanıyor. Sözlüklerde çok farklı anlamlara gelen kara/siyah renk, romanda kırmızı renkten sonra en çok kullanılan renktir. TDK Güncel Türkçe Sözlükte; “ 1. En koyu renk, siyah, ak, beyaz karşıtı. 2. Esmer. 3. Kötü, uğursuz, sıkıntılı. 4. Yüz kızartıcı durum, leke.” anlamlarına gelen bu renk, TDK Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğünde ise; “Kemik ya da ağaçların yakılması ile elde edilen kömür rengi.” gibi anlamlara gelmektedir.

Gencin omzunda bir değnek, değneğe asılı siyah kulplu bir kazan (Onlar Da İnsandı)

Çünkü hepsi de kargalar gibi siyah giyinmişlerdi. (Onlar Da İnsandı)

Tuhaftılar; hepsinin sırtında siyah, meşin ceketler vardı. (Onlar Da İnsandı)

Dağların üstünde siyah, ağır bulutlar toplanıyor, Kızıltaş yoluna zorlu yağmış yağacağa benziyordu. (Onlar Da İnsandı)

Koşarken İvan’dan değil, bulutlardan korkuyordu, bulutların, siyah korkunç karanlıkların kendisini kovaladıkları zannına kapılıyordu. (Onlar Da İnsandı)

Dar, biraz hayvanca alnı altında usturayla yontulup incelmiş iki siyah kaş hattı arasında, içindeki hasreti düğümleyen bir düğüm vardı (O Topraklar Bizimdi)

…. siyah saçlarına bakıyor ve bakarken Natalya’yı hatırlıyordu (O Topraklar Bizimdi)

Arap kökenli ESMER renk sıfat olarak bulunmaktadır.

Azınlığı Don kazaklarından Stepan Nogayko, bölüğün ihtiyarı sayılan otuz beş yaşlarında kısa boylu ve koyu esmer, Nogay gözlü Vasil Çubarov….. (O Topraklar Bizimdi.)

Aşağıda evler, bahçeler, yollar esmer ve yeknesak bir renge bürünüyorlardı ….. (O Topraklar Bizimdi.)

Çukurca′nın dört bucağı esmer bir havaya bürünüyordu ….. (O Topraklar Bizimdi.)

Camlar akşamın esmer gölgeleriyle gölgelenirken tekrar yatağa sırtüstü uzandı ….. (O Topraklar Bizimdi.)

Bayırların tepeleri daha aydınlıktı; ama bu aydınlık gittikçe sönüyor ve esmer karaltılar yavaş yavaş evlerin damlarına çöküyordu ….. (O Topraklar Bizimdi.)

Sabahtan beri birkaç defa renk değiştiren deniz şimdi mavi ligini de kaybediyor, küçülüyor, akşamın esmer gölgeleri altında gözden silinmeye başlıyordu (Onlar Da İnsandı)

Dağlar hala esmer sisler altında uyuyor, karanlıklardan sıyrılan her ev dün ölü çıkmış Enver’in evini andırıyordu, gamlıydı, kederliydi. (Onlar Da İnsandı)

Denizden serin, ıslak bir rüzgâr esiyor, alçaklara inen bulutların esmer kanatlarında yağmur toplanıyordu. (Onlar Da İnsandı)

Derken gerideki kamyonların birinden orta boylu, esmer bir adam atladı şoseye. (Onlar Da İnsandı)

Cani, boylu poslu, kalın kemikli, koyu esmer bir adamdı ….. (O Topraklar Bizimdi.)

İstatistik sayılarımıza bakarak, en çok esmer renk “Onlar Da İnsandı” romanında rast gelmektedir, yaklaşık 24 kez, onun içeresinde esmer adam 20  sözcük ögesi bulunmaktadır.

Yazar metinlerde renkleri daha canlandırması için pekiştirmeli sıfatları kullanıyor:

Birisi tepeyi simsiyah bir çarşafla örtmüş gibi. (Onlar Da İnsandı)

Gözlerinin etrafı simsiyahtı, soluk yüzü yüzyıllık bir kederin eseriydi adeta. (Onlar Da İnsandı)

Daha dün parlak ve zengin gördüğü gelecek, şimdi gözlerinin önünde simsiyah bir duvar gibi dikiliyor, hayat ise kendini derin, dipsiz bir kuyuya atmaya azmetmiş bir insanın boynuna asılı ağır bir taş gibi, Bekir’in boynunda asılı duruyordu(Onlar Da İnsandı)

Selim′le kendi arasında bilirmiş derin, kapkara bir uçurumum dibine bakıyordu sanki (O Topraklar Bizimdi)

Evin bütün pençelinmiş kapkaraydı (O Topraklar Bizimdi)

BOZ

Soğuk renklerden birisi BOZ renktir. “Çoğunlukla kasvet, kimliksizlik ya da belirsizlikle ilişkilendirilir. Siyah ile beyaz arasında bir denge oluşturduğundan meditasyonun da temel renklerindendir” (Uymaz, 2013: 18). Cengiz Dağcı romanlarında boz rengi negatif olarak kullanıyor.

Boz renkli yüzleri, sessizlikleri, açılmamış, sürülmemiş topraklara benziyorlardı (Onlar Da İnsandı)

Hayvanları ilerledikleri yolun sağındaki meşeler göğün boz rengini üzerlerine alıp esmerleşmişlerdi   (O Topraklar Bizimdi)

Kromatik renkler

KIRMIZI/KIZIL

Kırmızı/kızıl ilk çağlardan beri insan hayatına renk katmıştır. İlkçağlarda kırmızı renk insan için kullanılmış, mağara duvarlarında insanın rengini temsil etmiştir. Daha sonra kanın ve ateşin rengi olmasıyla kutsal bir renk olarak görülmüştür. Türk kültüründe de ateşin rengi olmasıyla önemli yere sahip olan kırmızı zaman içinde hile, kurnazlık gibi anlamlar da kazanmıştır. Günümüzde eski ve dinî anlamlarından uzaklaşan kırmızı, güzelliğin, çekiciliğin, kadının, hareketin, neşenin, cinselliğin rengi olmuştur. Olumsuz sayılabilecek anlamlarda ölümün, öfkenin, nefretin de rengi olarak görülmüştür.

Cengiz Dağcı romanlarında en çok kullanılan renk kırmızıdır. Kırmızı rengin Cengiz Dağcının çok fazla kullanılması, ilk olarak kırmızının güzelliğin ve canlılığın rengi olmasıdır. Kırmızının çok fazla dikkat çekici bir renk olması, kadınlar tarafından daha fazla kullanılması, süs ve giyimde kırmızı rengin tercih edilmesi Türk kültüründe gibi rindane bir aşığın da bu rengi çok fazla kullanmasına neden olmuştur.

Cengiz Dağcı kırmızı renk, güzellik, hareket, canlılık, neşe, arzu, aşk, şehvet, öfke, kıskançlık, zulüm, utanma, ıstırap, keder, savaş, şiddet, intikam, ölüm, ayrılık gibi simgesel anlamlar çerçevesinde kullanılmıştır.

İstersen bir kurdum yakaladığı kuzuyu sırtüstü artığı gibi, seni ayaklarımın arasına alttır, gırtlağını  kemiririm ‘dert gibi kızıl dudaklarının arasındaki parlak dişleriyle gülüyordu (O Topraklar Bizimdi)

Samur durdu Şevket′in sesini duymak istiyordu, bir süre kızıl gözlerle bostana baktı, dinledi….. (O Topraklar Bizimdi)

Kızın ilerlediği yol kızıl topraklı bir yolu (O Topraklar Bizimdi)

Meşelerin arasından hayli uzaktaki tepenin gerisinde Kara Mustafa’nın evinin kırmızı kiremitli damı görünüyordu (O Topraklar Bizimdi)

Yumrukları göğsünde sıkılı, gözleri şiş ve kırmızı, titreyen dudaklarını ısıra ısıra kocasının kulağına fısıldıyordu…. (O Topraklar Bizimdi)

Şimdi Reis Bilal’in yüzü öfkeliydi; yüzü kıpkırmızı kesilmişti (O Topraklar Bizimdi)

Bulutlar tokuştular, müthiş ağızlarını açtılar, birbirlerine kızıl dillerini gösterdiler .. ve gök gürledi (Onlar Da İnsandı)

Komiser Yegorof konuşurken İvan’ın göğsü kabarıyor, göz· !erinden etrafa kızıl tehlike dalgaları yayılıyor…(Onlar Da İnsandı)

…sonra kırmızı örtülü masanın gerisindeki koltuğa oturdu… (Korkunç Yıllar)

Üçünün de saç sakalı bembeyaz, yanakları kırmızı, üçü de boylu poslu, sağlam yapılı (Korkunç Yıllar)

YEŞİL

Yeşil renk tarih boyunca her toplumda tabiatın rengi olmasından dolayı sevilen bir renk olmuştur. Yeşilli, sessizliği, canlılığı, huzuru ve mutluluğu simgelemiştir. Türk toplumunda kutsal sayılan renklerden biri olmuştur. Türklerde özellikle canlılığın, ölümsüzlüğün ve gençliğin rengi olmuştur. İslâm geleneğinde de benzer anlamlar taşıyan yeşil renk aynı zamanda bereketi, inancı ve cenneti de simgeler.

Cengiz Dağcı eserlerinde yeşil rengin yazar en fazla kullanıldığı yer kıyafetler ve doğa tasvirleridir. yazar Kırımın tabiatını ve onun güzelliğini bu yeşil renk  ayrıca önem veriyor. Cengiz Dağcı’nın Kırımı yeşil renk de romanda çekiciliğin ve güzelliğin rengi olarak ele alınmıştır.

Hafif bir rüzgâr bulutlarının altından esiyor, Sağır’ın kıyısındaki yüksek ağaçların yeşil yaprakları ile oynuyordu (O Topraklar Bizimdi)

Ahıra bağlı inek, özel bir yemle besleniyormuş gibi, sıhhatliydi; dersinin pırıltısıyla, çanı ve yeşil boncuklarıyla köyün öteki inekleri arasında daha mutlu bir görünüşü vardı (O Topraklar Bizimdi)

Çukurcayeşil bahçeler kuşatacaklar (O Topraklar Bizimdi)

Yeşil yamaçların dibinden, bahçelerin arasından Çukurcaya derin sular taşıyor… (O Topraklar Bizimdi)

            Yeşil, ipek entari· sinin içinde genç vücudu; yeşil Kırım dağlarının en tenha, en sakin bir yerinde yapayalnız büyümüş, genç bir çam ağacı gibi sağlam, nazlı ve tazeydi. (Onlar Da İnsandı)

            ….yeşil, sessiz ağaçların gölgelerinde çubuk içen dedelerin etrafını çeviren Kızıltaş evleri, yolları, bahçeleri şimdi arılar, kuşlar, kelebekler, tavuklar diyarı oluyordu. (Onlar Da İnsandı)

            Yeşil otlarla döşemiş bir yayladandık şimdi (Korkunç Yıllar)

            Yeşil rengin esas itibariyle doğayı ve kırları temsil ettiğini söylemiştik. Yani doğa ve doğaya ait unsurlar söz konusu edildiğinde, aklımıza gelen ilk renk, yeşil olmaktadır (Kotan; Kaya, 2010: 93)

            Yazar ustalıkla eserlerinde insanların görünüşünü açıklıyor ve okuyucular göz öğünde insanın portresi resim gibi çıkıyor.

            Yeşil gözleri pırıl pırıldı (O Topraklar Bizimdi.)

Sobaya yakın bir yerde, arkası tahta sandığa dayalı, ayaklarını öne uzatmış, elinde balalayka, göbeğinin üstünde kılıflı tabanca, kırmızı yüzlü, derine gömülmüş yeşil gözlü, boylu, eli sakalında, uzun kirli tırnaklarıyla sakalının sarı kıllarını kaşıyan bir başka adam.

“Onlar Da İnsandı” romanında Cengiz Dağcı yeşil mecaz olarak kullanıyor. Yeşil üniforma “Sovyet Bolşevik askerlerin giyimleri” deyim şeklinde rast gelmektedir ve negatif yükü taşımaktadır.

Cehennemden gelmiş yeşil şeytanlar gibi. Cehennemden gelmiş yeşil şeytanlar gibi. Sırtlarında yeşil üniforma, ellerindeki silahları şakırdata şakırdata evden eve koşuyorlar.

Yeşil üniformalı, silahlı kızıl şeytanlar cehennem kapılarını açıyorlar sanki. Cehennem kapılarında yavruların, annelerin boğuk feryatları.

SARI

Sarı, ana renklerden biri olmasının yanında ara renklerin oluşumda da etkili olmasıyla önemli bir renktir. Cengiz Dağcı romanlarında sarı renk bütün bu olumlu anlamlarının yanında kıskançlık, vefasızlık, hastalık, korkaklık, kuraklık ve bereketsizlik gibi olumsuz anlamları da karşılamıştır.

Romanlarda sarı renk, ölüm, üzüntü, hastalık, solgunluk, korku, hazan, kahır, dert gibi simgesel anlamların yanında güneşin ve altının kazandırmış olduğu manalar doğrultusunda asaletin, gücün, kuvvetin, azametin, soyluluğun, güzelliğin ve değerin de sembolü olarak kullanılmıştır. Cengiz Dağcı sarı rengi güneş ve altın motiflerinin dışında olumsuz anlamlarıyla çok fazla kullanmamıştır.

Reyisin duruşundan ve köpeğin hazin havmasından genç kadın kötü bir şeyler sezmiş olacaktı ki, yüzü gittikçe sararıyordu (O Topraklar Bizimdi)

Yüzü sararmıştı (O Topraklar Bizimdi)

Masanın gerisinde, uzun boylu, kaşı, kirpikleri ekin gibi sarı, değirmi kırmızı, Yalta komiseri Vasll Dimitroviç Yegorof oturuyor, soğuk, manasız gözlerini evlerin toprak damlarındaki kadınlara dikmiş, bakıyor, eli masa üstündeki tabancayla oynuyordu. (Onlar Da İnsandı)

İkisinin de · sarı yüzlerinde güz yapraklarının hafif kızartısı vardı. (Onlar Da İnsandı)

Ayşe hayli değişmişti. İncelmiş yüzü, sarı yanaklarındaki kızartılarla güzün dökülen elma yapraklarını andırıyordu. (Onlar Da İnsandı)

Sarı bir yaprak renginde cansız, ölü, duygusuz eli pantolonunun kuşağına sokulu kılıfsız mavzerinin üstünde. (Onlar Da İnsandı).

Renkler içerisinde aydınlık bir görünüme sahip olan, neşenin, sempatinin ve sıcaklığın rengi olarak da algılanan sarı renk, olumlu anlamlarının yanında karantinayı ve bulaşıcı hastalıkları simgelemesi bakımından önemlidir (Kotan; Kaya, 2010: 95)

Genel olarak Türk Edebiyatında sarı renk özellikle güneş ve altın bağlamında çokça anılmıştır ve Cengiz Dağcı bu kurallara dayanarak altın sarı renk kullanmıştı.

Selim’in omuzlarından beline inen çaprazlamasına sarı renkteki meşinler güneşin altında ışıl ışıldı. (O Topraklar Bizimdi)

Oda, güneşin altın sarısı ışıklarıyla pırıl pırıldı (O Topraklar Bizimdi)

Roman Koş’un üstünde güneş, karşı mahallenin teneke damlarına altın perdeler atmış, akşamı bekleyen Kızıltaş’ı gülerek seyrediyordu. (Onlar Da İnsandı)

Kültürümüzde güneş denildiği zaman aklımıza ilk gelen renk kavramı, sarıdır. Güneşi bu renkle nitelendirmemizin öncelikli nedeni, bu rengin aydınlığın ifadesi olarak düşünülmesidir. Nasıl ki güneş, etrafına büyük bir aydınlık saçıyor ve evrenselliğe vurgu yapıyorsa, sarı renk de, kendine has özelliğiyle aydınlığın ve evrenselliğin rengi olarak ele alınabilir. (Kotan; Kaya, 2010:  95)

Altın sarısındaki rengi veren altın, ağırlığı ve yoğunluğu ile onun ruhunda parlak ve sıcak ışıklar yaratıyor. Altının sarı parıltılarında kendini gösteren maddî gerçek, muhayyilenin manevi gerçeğine, bilinmeyen iklimlere götüren

Çukurca′nın damlarına serptiği altın sarısı ışıklarını toplayıp… (O Topraklar Bizimdi)

MAVİ

Mavi en çok sevilen ve kullanılan renklerden biridir. Özellikle gökyüzünün ve denizin rengi olması, maviyi en çok kullanılan renklerden biri yapmaktadır. Gökyüzü ve denizin rahatlatıcı, huzur verici olması mavi rengin de sembolü olmuştur. Türk kültüründe mavi, gök tanrı inancı dolayı kutsal sayılmıştır. Cengiz Dağcı  mavi rengin çoğunlukla sevgilinin göz rengi olarak kullanılması yanında mavi huzur, sonsuzluk, özgürlük, rahatlık, dinginlik, temizlik, aydınlık ve güzellik gibi simgesel anlamları da karşılamıştır.

Gökyüzü yüksek, açık ve maviydi (O Topraklar Bizimdi)

Gökyüzündeki bulutlar parçalanmıştı ve göğün mavi göğsü meydana çıkmıştı (O Topraklar Bizimdi)

Hava temizleniyor, günlerdir yere inmiş gök. yavaş yavaş yerden ayrılıyor, yükseliyor, mavileşiyor. (Onlar Da İnsandı)

Yine o eski sofanın tahtalarını tutmaya, incir ağacının yeşil yaprakları arasından mavi denizin pırıltılı sularına bakmaya, denizin sularında elmaslar gibi parlayan güneşin ışıklarını görmeye gidiyordu. (Onlar Da İnsandı)

Hava sakin, gök yüksek, mavi ve bulutsuzdu. (Onlar Da İnsandı)

Mavi renk, denizin ve gökyüzünün rengi olduğu için sonsuzluk, sınırsızlık, derinlik ve özgürlük anlamlarıyla karşımıza çıkmaktadır.

MOR

Cengiz Dağcı kullanılan renklerden biri de mordur. Mor tanım olarak mavi ve kırmızı rengin karışımı ile oluşan dalga boyu en kısa, kırmızı ve mavi dengesinde maviye daha yakın olan renktir. Mor ara renklerden olan soğuk karakterli bir renktir. Tarihsel süreçte bulunması zor ve doğada az rastlanmasından dolayı daha çok zenginlerin ve soyluların kullandığı bir renk olmuştur. Psikolojik olarak sakinliğin, aklın, güvenin, uyumun ve sanatçılığın rengi olarak bilinir.  Cengiz Dağcı’nın romanlarında mor renk agresif ve negatif rengidir.

Derken gözleri büyüdü, sıkılı yumruklarını dudaklarına görürdü, yüzü morardı ve arabanın kenarını kavradı (O Topraklar Bizimdi.)

Soğukta mosmor kesilmiş elleri tir tir titriyor (O Topraklar Bizimdi).

Şarki kesiliyordu ve az sonra başka bir evde daha garip, daha hazin, daha acıklı, eski ve unutulmuş savaşlar üstünde başka bir şarkının ezgi ipliği soğuk, mor havada titriyordu! (O Topraklar Bizimdi)

Topraktan da, insanlardan da nefret etmiş gibi, yalılardan çekilip saklanmak ister gibi rengi morarıyor (Onlar Da İnsandı)

Ayşe, kırmızı entarisi göğsüne çekilmiş, mosmor, kanlı bacakları çamurlarda, küvetiz ve zavallı yatıyordu (Onlar Da İnsandı)

Çünkü çocuğun alnın· de ceviz büyüklüğünde mosmor bir şiş, sağ ve sol gözlerinin altında da birer tokat yeri vardı (Onlar Da İnsandı)

Kızıltaş’ın hayatı boğuluyordu; mosmordu herkesin yüzü, hayvanlar boğuluyor, inliyor; sular, tarlalar, bahçeler ağlaşıyorlardı. (Onlar Da İnsandı)

Romanda dikkati çeken bir husus da, mor rengin pekiştirilmesiyle oluşan yeni bir rengin ortaya çıkmasıdır. Mosmor renk olarak ele aldığımız bu kavram, roman boyunca olumsuz bir anlamla karşımıza çıkmaktadır. Özellikle romanın cinayet bölümlerinde kullanılan bu renk, daha çok şiddetin rengi olarak ele alınmıştır (Kotan; Kaya, 2010: 97)

Cengiz Dağcı eserlerinde renkleri koyulaştırma için karşılattırma ve mecaz anlamlarda örnekleri çok kullanıyor.

Renklerin ana vatanı doğadır. Renklerin en güzel ve en uyumlu halleri doğada bulunur. Tabiat sayesinde renklerin güzelliği doğal olarak görülmektedir. Renklerin mükemmel uyumu, Cengiz Dağcı tarafından da bir beyitle dile getirilmiştir. Sahrada açan rengârenk çiçeklerin birbirleri ile renk uyumu yazarın tarafından ahenk kelimesi ile ifade edilmiştir. Sahrada açan çiçekler renk ve şekil olarak çeşit çeşit, birbirinden farklı, deniz, toprak, kül, çiçekler, yeşillikler, ağaçlar ama doğal ve güzeldir. Mesela, “O Topraklar Bizimdi” romanında metaforik örneklerinden:  

Umudu tamamen kesmişken doksan, belki yüz yaşlarında, saçı sakalı pamuk apak bir ihtiyar Hasan′a yaklaştı.

Giyinip sakağa çıktığında karanlık seyrelmiş, gökyüzündeki yıldızlar sönmüş, gökyüzü kül rengine girmişti.

Kül rengi gökyüzünde yıldızlar titreşerek sönüyorlardı.

İlerledikleri yolun yamacını gümüş gibi çiğ örtmüştü.

Yüksek, ince ayaklı, kestane renginde, alnının ortasında yıldız şeklinde beyaz kaşkalı at…..

Köylerin yüzeri de Çukurca üzerindeki gökyüzü gibiydi.

Kurşun renkte ağır bulutlar parçalanıp ufka inmişlerdi.

İlişinin de gözleri ateş ateş, iki yırtıcı hayvan gibi, birbirlerine sarıldılar.

….. süt beyazı bir top duman, bir süre havada asılı kaldıktan sonra yere inmeksizin gene havada eriyordu.

Yaralını yüzü, sürülmemiş verimsiz toprak renginde.

Yaralı, yüzü fıçının dibinde küf tutmuş turşu suyu renginde, hazin hazin, iniltili bir sesle konuşuyor.

… yüzü, kapağı açık bir sobadan yüzüne vuran alevler gibi ..

… ufkun üstünde duran kurşun renkte bulutun gerisine girip saklanmış.

Güneş hầlầ kurşun renginde bulutun arkasındaydı ve uzun bir zaman için araya saklanmıştı. Gökyüzü yavaş yavaş kirleniyor….

Reis′in yüzü kireç gibi, bembeyaz.

Çukurca evlerinin tenekeyle örtülü damları ateş gibiydi.

Paslanmış teneke renginde kaba ellerine baktı ve iki elini kalçalarına sildikten sonra: cebinden tütün kutusunu çıkarıp bir sigara sardı.

Sonuç

Cengiz Dağcı edebiyat sahnesindeki Kırımın hem de kronik ve  lirik olmuştur. Onun eserlerinde okuyucu canlı bir manzarada ziyaretçi değil, onun iştikakçısı olarak çıkıyor.

Buna ait yazarın ustalıkla kaleminde çıkan çeşitli renkler, onların yerleri ve anlamları. Cengiz Dağcının renklerin genel olarak kullanımı hem yazar hem de dönemi yansıtması açısından önemlidir.  

Renklerin sembol anlamları üzerine yapılan bu çalışmada, en fazla kullanılan renk, beyaz ve kara. Bu renk de diğer renkler gibi bazen olumlu, bazen de olumsuz duygularla ele alınmıştır. Kimi yerde korku ve ölümün rengi olurken; kimi yerde de sevgilinin insanı derinden yaralayan göz güzelliğini anlatmak için kullanılmıştır. Romanda kırmızıdan sonra en fazla kullanılan ikinci renk, kırmızı. Ama bu renk, genel itibariyle olumlu duygularla okuyucuya sunulmuştur. Kırmızı renk, roman içerisinde olumlu anlamlarının yanında olumsuz yönleriyle de ele alınmıştır. Bununla birlikte kırmızıyı çağrıştıran renkler de çokça kullanılmıştır.

Cengiz Dağcı eserlerinde, duygusal çağrışımlarını hesaba katarak, renk sözcük dağarcığının çeşitli anlamsal kavramlarını uygular ve böylece rengi, metnin olay örgüsü-kompozisyon düzeyiyle ilişkili edebiyatının özellikle önemli bir unsuru haline götürüyor. Okuyucunun algısı üzerinde de geleneksel renk sembollerin etkisi ayrıca yer almaktadır.

Kaynaklar

Bingöl, Necdet (1971) https://www.yumpu.com/tr/document/read/5498801/turkoloji-ankara-universitesi-kitaplar-veritaban

Dağcı, C. (1997) Korkunç Yıllar, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul

Dağcı, C. (1997) Onlar Da İnsandı, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul

Dağcı, C. (1997) O Topraklar Bizimdi, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul

Doğan, N. (2015 ) Türkiye Türkçesi Söz Varlığının Yeni Renkleri Ad Bilimsel Bir İnceleme,  Dede Korkut uluslararası Türk dili ve edebiyatı araştırmaları dergisi,  sayı 12, s. 11-37

Erim, G. (2000). Rengin psikolojik etkileri. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 1s. s. 11

Güntürkün, Ü. D .(2010). Moda olgusunun renk trendleri çerçevesinde ele alınması. (Basılmamış yüksek lisans tezi), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Kalmık, E., (1950). Renklerin Armoni Sistemleri, İstanbul: Cumhuriyet Matbaası.

Karyağdı, N., Renklerin Duygusal Etkileri; Fovizm ve Ekspresyonizm, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2016.

Kotan, Y.; KAYA, T. (2010) Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı Romanında Renk Metaforu, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi  14 (2): 83-103

TDK (2011). Türkçe Sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Uymaz, H. (2013). Fuzûlî’nin Türkçe Dîvânı’nda renklerin kullanımı. (Yüksek Lisans Tezi), Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ.


Doç. Dr. İsmail Gaspıralı adına Avrasya İnkişaf Enstitüsün müdürü Ranetta Gafarova

Author: Редакция Avdet

Avdet gazetası